Eskiden sorardık üstada, diyar görene, elinden çok çırak geçene…
Ancak son zamanlarda danışmanlık verdiğim, survey yaptığım veya teknesinde tamirat yaptığım insanlarla yapılması gerekenleri konuşurken şöyle bir cevap alıyorum:
“Ama ChatGPT böyle dedi.”
Hepsine verdiğim cevap aynı:
“Tamam, madem ona sordun, o zaman lütfen bir fotoğrafını yükle ve fırtınalı havada seni dümende seyrederken resmetsin de ne kadar anladığını denizden anlayalım ‘’
Bunu istediğinizde dümeni teknesinin pupasına, dümencinin arkası pruvasına dönük resmeden bir yapay zekâdan denizcilik tiyoları almak bana açıkçası biraz saçma geliyor.
Bakın hemen rica ettim yaptı , sadece fotoda ben yerime Umi ‘ yi istedim ama yelkenlerde gözüksün dedim. İşte chat gpt yelkenden bu kadar anlar , bazılarıda bundan fazla değil inanın.
Dümen tuttu mu hiç o?
Dümen palasının suyu kesişini hissetti mi?
Bir kayaya çarptı mı mesela?
El yatırma elyafın kompozitten daha sağlam olduğunu deneyimleyebildi mi?
65 knot havada kendini bağlayıp teslim oldu mu hiç?
Ya da teknesinde yaralanan bir mürettebata elleriyle müdahale etti mi?
Hayır tabii ki. Verileri toparladı, sana bir harman yaptı. Ancak sen veriyi , deneyimden kıymetli bildiğin ve sende denizciliğe dair veri az olduğu için onu gerçek doğru sandın.
Deneyim asla satın alınamayan ve yılların geçmesi gereken en kıymetli olgudur. Ancak öyle kötü bir yere evrildi ki denizciliğimiz; üstatlar antika, medya maymunları bilirkişi oldu.
Tamam, herkes anladı yazının buraya kadar olan kısmında gediğin ChatGPT olmadığını. O zaman şöyle izah edeyim:
Sanmayın ki bu sadece denizcilik sektöründe böyle. Yapılan işin ne olduğunu, kıymetini, harcanan emeği kestiremeyecek nitelikte kimseler artık unvanların esaretinde yaşarken; işini iyi bilenler hayretle, üzgünlükle ama gururlu şekilde izlemeye devam ediyor olanları.
Ülkenin her yerinde, her sektöründe, hatta dünyada cehalet yeni bir moda gibi yayılıyor. İşin en kötüsü; insanlar kimseden doğruyu değil, hayalinde duymak istediklerini duymak için para ödüyor. O paranın karşılığında sahte ürününü alınca da saygı duyuyor; ancak ürünü verene değil, kendisine saygısı artıyor. Çünkü bir başarı yaratmadı; bir başarı safsatası satın aldı.
Yetiyor ama… İşin ilginç yanı da bu.
Böyle bir saygıyı asla istemem. Bana kim ne danışsa doğrusunu söyler, hakkımı alır; kırılan kalbe, yıkılan hayale bakmam. Çünkü doğru bir tanedir. Göreceli doğrular, anlamsızlaşan duygu dünyalarımızda ve körelen değerlerimizde fütursuzca harcanan bir zamandan ibarettir.
İnanın bana, zaman paradan daha kıymetlidir.
Herkes hatırlar o sahneyi. Hani Kanuni söz verdiği için Pargalı’nın, kendisi hayattayken canını alamaz ya… Kadıya danışır. Kadı da okur, araştırır, bir açık yol bulur: “Sen uykundayken yarı ölüsün; sen uyurken öldürülebilirsin.”
İşte öyle bir beklentiler silsilesinde sektörün her zerresi.
“Parasını vereyim, şunu duyayım. ChatGPT’ye sorayım, benim duymak istediğimi duyayım. Dürüst bir adam yerine yancı getireyim, bunu yazdırayım…”
Hayallerinizi yapay zekâya, icraatlarınızı yancıya sorarak ilerleyebileceğiniz maksimum yerdesiniz. Verdiğiniz zararı ise gençler toparlamaya çalışacak… Tabii onlara da bu “muhteşem” ideolojinizi öğretmezseniz.



























