Geçenlerde iki adet yazım haber sitemizde yayımlandı. “Türkiye’de yelken eğitmeni enflasyonu” başlıklı yazım ile ilgili sektörde bulunan pek çok kişiyle oldukça fazla sohbet etme imkânı buldum. Bazı sohbetler tatsız, bazıları ise oldukça verimli geçti. Bu yazı serisi bitmedi; zamanla kendi fikirlerimin dışında, ülkemizdeki önemli denizcilerin görüşlerini de derleyeceğim. Çünkü hayal ediyorum ki ortak dertlerimizi doğru anlatarak, doğru yerlere zamanla ulaşacağız.
Belki Polyana’yım, belki hayalperestim; ancak ben mesleğimi yapmaya devam edebilmek için çok bedel ödedim. Bu yüzden kendimi, işini layıkıyla yapan meslektaşlarıma, bu mesleği hayal eden gençlere, kim bilir belki optimiste yeni başlamış ve henüz hayallerini kurmamış o çocuğa borçlu hissediyorum.
Geçen hafta Marmaris’te, adeta bir tuşa basılmış gibi, yabancı bayraklı teknelerin tamamı denetlendi. Cezalar yazıldı, transitloglar araştırıldı, tanklar kontrol edildi. Ancak maalesef birçok şeyi yanlış uyguladık ve bu yüzden kendimizi daha fazla anlatmamız gerekiyor. Marmaris Kış Trofesi’ne hazırlanan ve antrenman seyrine çıkan sportif tekneler tek tek çevrilerek bu denetimden geçti ve kimileri cezalandırıldı.
“Peki yanlış bunun neresinde?” diyecek olursanız:
- Holding tankı olmayan yarış teknelerine atık sorulması, maalesef müfredatın yanlışlığından kaynaklanıyor. Konaklama yapılmayan bu tekneler performans odaklıdır; halatların suyunu sıkarak parkura çıkan, ağırlık olmasın diye tasarlanmış yarış makineleridir. Bu yüzden statüleri farklı olmalıdır. • Yelken sporunu icra eden bu küçük nüfus, oluşturulan bir ekipte yer bulabilmek için büyük çaba harcarken; antrenmana çıkan ve yarışacağı ekibi belirlemiş bir sportif tekneye koy içinde transitlog sormak, evet yazılı kuralın içinde doğru olabilir ama fiilen yanlıştır. Çünkü kurallar yanlış yazılmaktadır.
Yıllar önce büyük bir kaza geçirmiş, 1989 model bir yarış teknesini, bordasında 2 m² delikle satın almış ve tamiratını yaparak, 1989’da Admirals Cup’ta yarışmış bu esaslı ablayı hayata döndürmüştüm. Varımı yoğumu ortaya koydum; o kadar âşık olmuştum ki bu tekneye, cebimde olmayan parayı harcayıp sonrasında kendimi oldukça zor bir duruma sokmuştum. Ancak o zamanlar Türk bayrağına geçiş hakkı henüz yoktu. Bir acenteden akıl ve danışmanlık alarak, Ankara’ya teknemi Türk bayrağına çevirmek istediğime dair dilekçemi gönderdim. Sanıyorum yıl 2007’ydi ve ciddiye alınarak yapmam gerekenler bana bir liste halinde gönderilmişti. Asla başaramayacağım ve yapamayacağım iki madde vardı. 45 feet, karbon kevlar infüzyon bir tekneden dizel yangın söndürücü ve filika isteniyordu. Can salı değil, filika! Tekne 14,5 metre, filika ise 10 metre. Bunu nasıl becerebilirim ki? Tabii ki yapamadım. Derdimizi anlatmaya çalıştığımızda, yelkenlilerden istenenlerin aslında gemilerin tüzüğünden kopyalanan maddeler olduğunu fark ettim. Bu hayalden vazgeçerek tekneyi satmak zorunda kaldım. Çünkü bu kanunlar yazılırken denizcilerden, erbaplardan, kaptanlardan danışmanlık alınmıyordu. O dönem uygulanan mevzuatın, denizcilik pratiğinden yeterince beslenmediği izlenimi oluşuyordu.
Bugün durum böyle değil; biraz daha toparlanma var ama maalesef yeterli değil. Yetkili mercilerin hatırı sayılır denizcileri dinlemesi, gerekirse fikir alması, gerekirse çalıştırması gerekiyor. Çünkü karbon kevlardan yapılmış bir tekneden pis su tankı ve atık kontrolü talep etmek, sadece ülkemizde yaşanabilecek bir durumdur. Sportif tekneler, bayrakları önemsenmeden, ayrı bir ruhsatname ile millileştirilmelidir. Çünkü ülkemizde yarış teknesi üreticisi çok az; evet olanlar çok iyi ama talebe yetişmeleri mümkün değil.
Sportif teknelere ayrı bir ruhsatname yapmak şu faydaları getirecektir: Millileşen tekneler ekonomiye katkı sağlayacağı gibi, ülkemizdeki sportif yelkenciliğin gelişiminde de lokomotif bir rol üstlenecektir. Bu yüzden yapılan denetimler maalesef yanlış hedeflere yönelmiş ve bir kentin ekonomisine, özellikle kış aylarında çok faydalı olan yarış teknelerini hedef alarak biraz da kalp kırmıştır. Doğru nizamlar “ben yaptım oldu” ile değil; akılla, bilimle, ilimle yazılmalıdır.
O kıvama gelmemiz ümidiyle.



























