Uzun zamandır beklediğimiz ve özlediğimiz kış trofeleri birer birer start verdi. Ancak bu yıl, yeni açılan sınıflar ve rekabet arayan yarış teknelerinin artması beklentisiyle, 31’i safkan yarış teknesi olan 41 teknelik filo, 16 Ocak Cumartesi sabahı güneşli, pırıl pırıl bir günde hazırlıklarını tamamlıyordu.
Fotoğraflar Ömer Şehit-
ORC belgeleri ve ölçümlerin tamamı yetişmemişti. Hâlbuki MIYC Burhanettin Tekdağ Kupası’nda yapılan açıklama ile tüm filoya oldukça geniş bir zaman tanınmıştı. Ancak bu süre filonun tamamı tarafından verimli kullanılamadığı ve hava şartları da ölçücüleri zorlayacak seviyelere geldiği için, birçok grup için ilk yarışta geçerli sertifika aranmayacağı; tüm dereceler ve ödüllerin ikinci ayakta verileceği duyuruldu.
Hava raporları düşük rüzgâr öngörse de Marmaris Körfezi’nin büyülü yapısı hemen kendini gösterecek ve saat 13.00 dolaylarında kuzeybatıdan çıkan rüzgârla start hattı hızla kurulacaktı. Ancak bu rüzgâr oldukça haylazdı ve bugün filodan çok hakem heyetinin sınav günü olacaktı.
Günün ilk startında rota 5 ilan edildi. Orsa–pupa yarışlarına alışık olan bu filo için bu şaşırtıcı değildi; ancak rüzgâr önce batıya, ardından tekrar kuzeybatıya 30–40 derecelik salınımlar yapıyordu. Bu değişimler, şiddet olarak azalsa da çok az tramolalı ve kavançalı bir orsa–pupa yarışına neden oldu. Abandone sınırında seyreden bu yarışta, rakibinizden çok kendi hızlarınızla mücadele ettiğiniz bir format hakimdi. Bu yeni sistemde 5 derecelik farkların bile büyük önemi vardı; şamandıra taşımak için zaman yoktu çünkü filo oldukça hızlıydı.
Yurt dışı örnekleriyle kıyaslandığında, bir ORC yarışı için daha fazla bot ve daha hızlı değişiklikler gerektiren bir rota 5 yaşanmıştı. Açıkçası, o koşullarda üçgen rota hem hakem heyetini hem de filoyu rahatlatabilirdi. Asimetrik balonlarla tek kavançada pupa inmek, taktiksel mücadeleyi azalttığı gibi alınan keyfi de sınırlıyordu. Nitekim günün ikinci yarışında daha doğru bir kararla üçgen rotaya dönülecekti.
Günün ilk yarışı tamamlanıp ikinci yarış için şamandıralar düzenlendiğinde, 300 derecelerden 280 derecelere kaydırılan orsa şamandırası ile tekrar rota 5 ilan edildi. Ancak çarşambanın gelişi salıdan belliydi; filo start alıp 0,4–0,5 mil ilerlediğinde yarışın abandone edilmesi kaçınılmaz oldu. Bir geri çağırma ve bir abandone ile başlayan ikinci yarış, genel geri çağırma ve yeniden parkur kurma süreciyle birlikte uzun bir beklemeye dönüştü. Saatler 16.10’u gösteriyordu. Artık coğrafi yarış şansı kalmamıştı; gün batımı yakındı. Bir rota 5 denemesi daha ise büyük riskti, çünkü rüzgâr hâlâ çok haylazdı. Toplamda beş start alındı; genel geri çağırmalar ve abandoneler derken gün iki yarışla tamamlandı.
Günün ikinci yarışında rota 5 kararından dönen hakem heyeti, üçgen rota ilan ederek yarışı limitte de olsa kurtardı. Gün batımına çok yakın dakikalarda finiş hattı kesilmeye başladığında adeta görsel bir şölen yaşandı. Batıdan batan güneş, kırmızının her tonunu denize bahşetmiş; balonumuza düşen ışıltısıyla finiş almamızı sağlamıştı. Marmaris, ocak ayı için normalin çok üzerinde bir sıcaklık, hava raporlarında görünmeyen oyuncu bir rüzgâr ve muhteşem bir ışık şöleniyle bu güçlü filoya unutulmaz bir gün yaşattı. Hakem heyetinin bugüne kadar sergilediği mükemmeliyetçilik ve çabalarının tartışılmaz saygınlığı karşısında, küçük hatalar ilk gün için önemsiz detaylar olarak kaldı.


Trofenin İlk Göze Çarpan Performansları
Trofenin ilk yarışı; yeni ekipler, yeni ekipmanlar derken ilk performanslar önemliydi. Çünkü bu performanslar, en iyi hazırlananların da bir göstergesi niteliğindeydi. Gözüme ilk çarpan tekne, filodaki en genç ekiplerden birine sahip olan Wings Sailing’in Melges 32’si oldu. Hafif hava avantajını son derece doğru kullanarak devasa yelken alanları arasından çok iyi sıyrıldılar ve gün boyunca liderlik mücadelesinin içinde kalmayı başardılar.
Gözüm XR41’lerdeydi; ancak çoğu zaman önlerinde, yarışın genelinde zaman limitleri içinde seyreden bir tekne vardı: Tolga Gökova’nın filoya yeni kattığı J/Boat’u Jolly Baba. İlk yarış için oldukça iyi bir performans sergilerken, Andrey Arbuzov’un dümeninde olduğu Buran ile yüksek bir rekabete girecekleri bu kış şimdiden belliydi.
Bir diğer dikkat çekici performans ise bu sezon ekip olarak ilk kez geçtikleri X-35 ile Tunca Çalışkan ve ekibine aitti. Agile ile sanki defalarca yarışmışlar gibi uyumluydular ve yaşanan tüm aksiliklere rağmen gruplarının liderleri arasında kalmayı başardılar.
Gleb Semerenko’nun yeni XR41’i, diğer eş tekne rakibine kıyasla oldukça hızlıydı. Burhanettin Tekdağ Yarışı’na göre hafif hava performansında gözle görülür bir iyileşme vardı. Bu yükselişte Targan Hazarhun’un yeni direk ayarları ve teknedeki varlığı belirgin bir etki yaratmıştı. Ancak bu performans artışı bile yeni XR41 ile ilgili genel fikrimi değiştirmeye yetmiyor. Hafif havada eski dizayn teknelere göre bu kadar geri kalması, bu fiyat bandındaki bir yarış makinesi için bana göre kabul edilebilir değil.
Filonun bana göre en özel teknesi ise ORC Mavi Grup’ta yarışan, Hüseyin Akbulut liderliğindeki Taka 800. Çünkü bu küçük yarış teknesi, tamamı engelli bireylerden oluşan bir ekip tarafından kullanılıyor. Kendi gruplarında ikinci bitirmelerine rağmen, ratingler hesaplanıp sertifikalar geldiğinde birincilik şansları oldukça yüksekti. Gruplarında yarışı bitiremeyen tekneler varken, parkuru kendilerine tanınan süre içinde tamamlayıp podyumda yer almayı başardılar ve günün en büyük alkışını fazlasıyla hak ettiler.
Günün ikinci yarışında ise sağanaklı, ne istediği belli olmayan bir hava hakimdi. Stabil sert havadan çok daha tehlikeli olan bu kesik kesik rüzgâr, filoyu ciddi şekilde zorladı. Bu mücadelede tercih edilen rota, mini bir offshore olan 1E rotasıydı. Filo startını alarak ofset şamandırasını döndü; Keçi Adası ve Kargı Taşı’nı dönerek finişe ulaşacaktı. Tam can yeleklerimizi giyerken Yankee bayrağı toka anonsu geldi ve geniş bir start hattında 5 dakikalık düdük çaldı.
Hava adeta bir dansözdü; saniyeler içinde 8 knotlara düşüp 22 knotlara çıkıyor, bazı tekneler balon basmakta kararsız kalıyordu. Keçi Adası dönüşünde sert broach’lar kendini göstermeye başladı; ancak neyse ki teknelerde ciddi bir hasar yaşanmadı. Birkaç tekne yer bildirdi fakat asıl büyük gündem, yarış komitesinin can yeleği konusundaki hassasiyeti ve bazı teknelere protesto çekmesi oldu. Tekneleri ismen yazmak istemiyorum; ancak Yankee toka altındayken can yeleği giymemek, hatta bunu son ana bırakmak, benim denizcilik ve yarışçılık bakış açımda üzücü bir durum.
İkinci gün verilen rota bana göre doğru bir tercihti. Her ne kadar filoda fazla rota 5 uygulanmasına yönelik bir yorgunluk ve serzeniş olsa da, geçen yıl yarışların büyük kısmının rota 5 olması bu hissi güçlendirmiş durumda. Orsa–pupa, trapez ve coğrafi rota dağılımının daha dengeli olması, her şeyin harika gittiği ve yine harika başlayan Marmaris Kış Trofesi’nde mutluluğu daha da artıracaktır.
Marmaris Yelken Kulübü’nde artık her şey oturmuş durumda. Organizasyon, yarış kalitesi ve rekabet açısından ülke standartlarında eleştirilecek neredeyse hiçbir şey kalmadı desem rahat uyurum. Ancak “neden daha iyi olmasın?” sorusunu sadece ben değil, kulübün her üyesi, her eski yöneticisi soruyor; fikir üretiyor ve çalışıyor. Şimdilik tek temennim nazar değmemesi. En büyük heyecanımız ise tüm ölçümlerin tamamlanıp herkesin uluslararası sertifikalarla, çok daha yüksek rekabet içinde yarışacağı günleri beklemek.
Ege’nin incisi Marmaris’te, Ege’nin en kaliteli trofesi başladı


























