Son günlerde amatör denizci belgelerinde yapılan yeni düzenleme ortalığı ayağa kaldırdı. Tepki verenlerin neredeyse tamamı aynı soruyu soruyor: “Verilen hak geri mi alınıyor?” Asıl mesele de tam olarak burada başlıyor. Çünkü yüksek sesle itiraz edenlerin önemli bir kısmı, bu “hakları” ne için ve nasıl kullandıklarını çok iyi biliyor.
Düzenlemeleri soğukkanlılıkla incelediğinizde ortada dramatize edilecek bir durum yok. Aksine, yıllardır görmezden gelinen bir çarpıklığın nihayet fark edildiğini görüyorsunuz. Devlet, sanılanın aksine, denizcilik alanında neyin nerede suistimal edildiğinin gayet farkında.
Yıllar önce büyük bir hata yapıldı. AB uyum yasaları gerekçe gösterilerek yaklaşık 1 milyon amatör denizci belgesi; kampanya mantığıyla, komik bedellerle ve fiilen sınavsız sayılabilecek yöntemlerle dağıtıldı. Bazı sınavlarda cevaplar açıkça söylendi, bazılarında başkaları başkalarının yerine sınava girdi. Sonuç? Uzun yıllar süren bir ehliyet yağması…
O günlerde kimse rahatsız değildi. Çünkü herkesin derdi ehliyeti kapmaktı. Kimse “Bu belge ne işe yarar, yetkisi nedir?” diye sormadı. Sorulmadığı gibi, suistimal katlanarak büyüdü.
Amatör denizci belgesi, adının aksine, bazıları için ticari bir anahtar hâline geldi. Yetkisi olmadığı hâlde transfer yapanlar, sörvey yaptığını iddia edenler; kendini kaptan, danışman, eğitmen ilan edenler türedi. Özellikle yat camiasında, gerçekten bu işin eğitimini almış, yıllarını vermiş insanlar için bu tablo artık tahammül edilemez bir hâl aldı.
Bir tarafta meslek liselerinde okuyan, devlet ve özel kurslarda eğitim alan, STCW belgeleri toplayan, gemiadamı cüzdanıyla staj yapan gençler… Diğer tarafta cebine bir ADB koyup “Ben kaptanım” diyerek sosyal medya sayesinde piyasaya çıkanlar. Kalitenin yerle bir olduğu bir dönem yaşadık. Bitmedi; hâlâ yaşıyoruz.
Her şey görünür olmuyor elbette. Transferini yarım bırakıp tekneyi kaderine terk edenler, “Bu tekneyi kaçırma” deyip insanları ağır kusurlu teknelere sokanlar, hiçbir kuruma bağlı olmadan sözde eğitim verenler… Pandemi dönemi ve sonrası, bu figürlerin altın çağı oldu. Şimdi ise tablo değişiyor.
Çünkü yeni düzenlemenin kalbi çok net bir cümlede atıyor: Amatör denizci belgesiyle ticaret yapılamaz.
Bu kadar basit. Buna rağmen “Bu işler belgeyle olmaz” diye bağıranlar, aslında tam da bu belgenin arkasına saklanarak ticaret yaptıklarını itiraf etmiş oluyorlar. Şimdi o seslerin bir süre kesilmesi son derece doğal.
Yıllardır şunu söylüyorum: Türkiye’de ciddi bir yelken eğitmeni enflasyonu var. Bunun sebebi eğitim değil, denetimsizlikti. Yelken okulları bir araya gelmedi, kendi içini temizlemedi, sisteme kimlerin nasıl gireceğini belirlemedi. Sonuçta piyasa, yetkinlikle değil görünürlükle şekillendi.
Devlet şimdi çok net konuşuyor: “Verdiğim hakkı geri almıyorum ama sürdürülebilir hâle getiriyorum.” Beş yıl boyunca 24 metreye kadar kullanım hakkı var. Sonra bir sınav daha. Bu kadar. Bunu sorun edenlerin kendilerine sorması gereken soru şu: “Ben bu beş yılda neyi ispat edememekten korkuyorum?”
Eğer ADB yıllarca ticari amaçla kullanılmasaydı, bugün bu düzenlemeler de konuşulmuyor olurdu. O yüzden itiraz edenlerin büyük kısmı, sistemin çürük tarafıdır. Ayıklanmasından korkanlar da doğal olarak ses çıkarıyor.
Konu sadece ADB de değil. Türk bayraklı özel teknelerin, noter onayı olmadan sahibinden başkası tarafından kullanılamayacak olması çok açık bir mesajdır: Özel tekneyle ticaret yapmayın.
Bunun nesi yanlış? Ticari charter firmaları vergisini ödüyor, denetleniyor, ticari ruhsatla çalışıyor, personeline maaş veriyor. Buna karşılık yıllarca özel teknelerle yapılan korsan kiralama, bu firmaların ve yelken okullarının emeğini sömürdü. Şimdi bu kapı kapanıyor. Olması gereken de budur.
Elbette sistem kusursuz değil. Sportif tekneler için ayrı bir ruhsat modeli hâlâ yok. Yarış ve eğitim odaklı tekneler, konaklama tekneleriyle aynı kefeye konuyor. Bu ciddi bir eksik. Ama bu, yapılan düzenlemenin yanlış olduğu anlamına gelmez. Bu bir geçiş sürecidir.
Kendi adıma konuşayım. Yıllardır yelken okulu işletiyorum, başkalarının teknelerini de işletiyordum. Bu yıl rakamları önüme koydum. Her şeyi tamamen yasal yaptığımda bu işten geçinmenin mümkün olmadığını gördüm. Ya illegal yapacaktım ya da bırakacaktım. Bırakmayı seçtim. 2026 boyunca sadece birebir özel ders vereceğim. Bunun sebebi vergi ya da liman ücretleri değil sadece; mesleğin itibarsızlaştırılmasıdır.
Bugün sektörün büyük oyuncuları batıyor, filolarını satıyor, küçülüyor. Çünkü piyasada “kiralık olmayan” tekne kalmadı. Sonra da kaza haberleri, batıklar, karaya oturmalar… Deniz elbette risklidir ama düzensizlik riski katlar.
Bir genç bugün kaptan olmak isterse hâlâ uzun, zahmetli ve ciddi bir yol var. Eğitim, staj, belge, sınav… Bu yol varken, ADB ile kısa yoldan “kaptan-ı derya” olunmasına göz yumuldu. Şimdi o yanlışın faturası kesiliyor.
Yeni düzenleme eksik olabilir ama doğrudur. Geç kalınmıştır ama gereklidir. Eğer bu süreç, gerçekten bu işi bilen insanlara danışılarak ilerlerse, Türk denizciliği nihayet dünya standartlarına yaklaşabilir.
Yüzünüzden yel, teninizden tuz eksik olmasın.


























