Yıllar öncesiydi. Gazetede masamda otururken meslektaşım Barış Yengiloğlu, genç bir çocuğu karşıma getirdi. Çekingen bir hâliyle gözlerimin içine bakıyordu. Spor servisinde çalışmak ve foto muhabiri olmak istediğini söylüyordu. Hiç tecrübesinin olmadığını ve mesleği benden öğrenmek istediğini, dudakları titreye titreye ifade etmeye çalışsa da istekli ve kararlı olduğunu görünce kabul ettim. Sevgili Emre Tazegül ile birlikte görevlere gidip gelmeye başladık. Yetenekli, azimli olduğu gözlerinden belliydi. İçimden, “Bu çocuktan olur” diyordum. Bir süre aynı kurumda birlikte çalıştık ve yollarımız ayrıldı. Vedalaşırken, “Yakın zamanda çok iyi bir foto muhabiri olacaksın. Seni çok iyi yerlerde göreceğim” diyerek uğurladım.
Emre Tazegül beni yanıltmadı, meslekteki başarısıyla hep gururlandırdı. Yollarımız bu kez yelken sporunda kesişti. Ben gazeteden ayrılıp, Türkiye Yelken Federasyonu Başkanı Sayın Özlem Akdurak’ın teklifiyle federasyonda görev alırken, Emre de kurduğu Sailing Times’ta harikalar yaratıyor, yelken sporuna katkılar sağlıyordu. Federasyonumuzun birçok organizasyonunda birlikte görev yaptık. Sporcu, antrenör, hakem, yönetici ve ailelerin gönüllerinde yer aldık. Yelken adeta yaşam biçimimiz oldu. Sporcularımızın başarılarıyla sevindik, millilerimizin uluslararası zaferleriyle gururlandık.
Yelkenden bir süre ayrı kalıp, medya sorumluluğunu farklı kurumlarda sürdürürken Emre’nin birlikte çalışma önerisi, yelken ailesiyle tekrar bir araya gelmemi sağladı. Emre’nin Sailing Times’ta köşe yazmamı istemesi beni gerçekten çok heyecanlandırdı. Yelkenin tüm sınıflarını, daha önce olduğu gibi büyük bir titizlikle takip etmeye çalışacağım. Tribünü olmayan yelken sporunda denizi karaya taşımaya devam edeceğim. Keyifli yazılarda buluşmak dileğiyle…



























